Şehirler de çocuk olur mu?

Şehre bir küskünlük çökmüş. Gözleri sisli. Bakışlarını kaçırdığından mıdır bu soğuk bilmem. Üşüyorum. Oysa ki daha dün bir on beş yaş düşümde avucumda saklamıştım gün batımından kalan ışıkları, ısıtsın diye geceleri çıkmaz sokaklarını. Birkaç da sokak lambası vardı tavan arasında en sevdiğim köşe başları için biriktirdiğim. Peki ya bugün bu sessizlik neden?

Ne zaman gitmek istesem uzaklara, eteğime takılırdı şehrin çakıl taşları. Ceplerime sıkıştırdığım erguvanlar dökülüverirdi her adımımda. Bugün gitsem, dur diyecek takati yok şehrin. Ben şehrin içinde bir küçük yolcu, dokunmalıyım karanlığına ürkütmeden şehrin kırgınlığını. Dokunabilirsem, bir yol bulabilirim içimdeki şehirlere çıkan. O zaman dili çözülür belki eski zamanlardan kalma bir alışkanlıkla. Yine yıldız tozlarında yüzdürürüz gemilerimizi, anlatırken yarısında uyandığım rüyaları. Yine ay ışığından fal bakarız. Uyuyan çocukların kirpiklerinin ucuna konar fısıltılarımız usulca. En çok da gece güzelleşir şehir. Eğer inandırabilirsem şehri, yolların da hatırlayabildiğine, eğer inandırabilirse şehir beni, çocuk düşlerimin durduğuna hala bulutların üstünde, bir güzel gece daha olur. Ellerim sıcacık olur.